More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  The Land of the Sultans ...PhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community
August, 2008

Hoşgeldin Şehr-i Ramazan

 
 
11 Ayın Sultanı Ramazan ayı nedir ?
 
'Eğer siz, Ra­ma­za­nın kıy­me­ti­ni bil­sey­di­niz, bü­tün se­ne­nin Ra­ma­zan ol­ma­sı­nı is­ter­di­niz’’ Ne­be­vî sö­zün ma­na­sı­nı, Ra­ma­zan ayı­nın ara­mız­dan ay­rı­lıp git­me­siy­le ya­şa­dı­ğı­mız bu­ruk­luk, üze­rin­den bir kaç ayın geç­me­siy­le kal­bi­mi­zin de­rin­lik­le­rin­de his­set­ti­ği­miz öz­lem ve gel­me­si yaklaştıkça da duy­du­ğu­muz he­ye­can­la da­ha iyi an­lı­yo­ruz ka­na­atin­de­yim.

Çün­kü Ra­ma­zan, bi­zi yan­sı­tı­yor, bi­zi bi­ze ha­tır­la­tı­yor, yıl boyunca biriktir­di­ği­miz bir­ta­kım hoş ol­ma­yan alış­kan­lık­lar­dan, gö­rü­nen ve­ya gö­rün­me­yen has­ta­lık­lar­dan arın­dı­rı­yor; en önem­li­si de biz­le­ri ya­ra­da­nımız­la barıştırıyor.
 
Ve iş­te bü­tün gü­zel­lik­le­riy­le bir kez da­ha ara­mı­za teş­rif edi­yor, bi­zim bü­tün ek­sik­le­ri­mi­ze rağ­men, gö­nül­le­ri­mi­ze, ev­le­ri­mi­ze, ma­hal­le­le­ri­mi­ze ve ca­mi­le­ri­mi­ze ge­li­yor. Soh­bet­le­ri­mi­ze ko­nuk ve ko­nu olu­yor. Biz­le­ri sağ se­la­met Ra­ma­za­na ka­vuş­tu­rup ‘’Mükafatını an­cak ben ve­ri­rim’’ bu­yur­du­ğu Ra­ma­zan oru­cu­nu tut­ma­mı­zı biz­le­re nasip eden, Yü­ce Rab­bi­mi­ze ham­d ve se­na­lar ol­sun.
Evet, Rama­zan ayı gel­di gel­me­si­ne de aca­ba biz­ler onu hak­kıy­la ağır­la­ya­bi­li­yor­ mu­yuz? Fer­dî ya­şa­mı­mız­da, ev­le­ri­miz­de, ma­hal­le­le­ri­miz­de, ca­mi­le­ri­miz­de Ra­ma­zan’a ya­kı­şır bir­ şe­kil­de ağır­la­ya­bi­li­yor mu­yuz, bu ayı? İş­te bu so­ru­ya ce­va­bı­mı­zın evet ola­bil­me­si için ve Ra­ma­zan ayı­nı ru­hu­na uy­gun ih­ya ede­bil­me­miz için, onun özel­lik­le­ri ve ge­tir­di­ği me­saj ve ders­ler üze­rin­de te­fek­kür et­me­miz ka­çı­nıl­maz bir gö­rev­dir.  Ön­ce bil­me­miz ge­re­ken şu­dur ki, Ra­ma­zan oru­cu­nun farz olu­şu­nu biz­le­re bil­di­ren ayet-i ke­ri­me ‘’Ey iman eden­ler!’’ şek­lin­de gel­miş­tir. Ya­ni mu­ha­tap kit­le, iman eden­ler­dir; oruç gi­bi müs­tes­na bir iba­de­ti an­cak ima­nın ta­dı­nı tat­mış olan­lar eda eder­ler. İma­nın ta­dı­nı tat­ma­yı ise, Ra­su­lul­lah (s.a.v) efen­di­miz şöy­le ifa­de et­miş­ler­dir: ‘’
 
Şu üç has­let han­gi­niz­de bu­lu­nur­sa, ima­nın ta­dı­nı tat­mış olur.

1- Al­lah ve Ra­su­lü’nü her şey­den da­ha çok sev­me­si.
2- Sev­di­ği­ni an­cak Al­lah için sev­me­si.
3- Ve Al­lah, ken­di­si­ni kur­tar­dık­tan son­ra tek­rar küf­re dön­me­yi, ate­şe atıl­mak­tan nef­ret et­ti­ği gi­bi nef­ret et­me­si.’’
Ra­ma­zan bi­ze geç­miş mil­let­le­ri ­de ha­tır­la­ta­rak on­la­rın du­ru­mu­na düş­me­me­mi­zi ha­tır­la­tı­yor. ’’Siz­den ön­ce­ki­le­re farz kı­lın­dı­ğı gi­bi si­ze­ de farz kı­lın­dı’’  bu­yu­ra­rak. Çün­kü on­lar, Ra­ma­zan oru­cu­nu de­ğiş­tir­di­ler ve ru­hu­na uy­gun tut­ma­dı­lar. Ru­hu­na uy­gun tut­mak ise, an­cak ya­sak­lar­dan ko­run­mak ve ge­tir­di­ği me­saj­la­rı ge­rek­ti­ği gi­bi al­gı­la­mak ve uy­gu­la­mak­la olur.
Öy­le ise Ra­ma­za­nın bi­ze ge­tir­dik­le­ri ders­le­ri ve ver­mek is­te­di­ği ru­hu özet­le­ye­lim: 
 
1- Ra­ma­zan ayı: İs­lam’ın ade­ta öze­ti­dir. Çün­kü Ra­ma­zan’da, iman var, Kur’an var, pra­tik ola­rak na­sıl tu­tu­la­ca­ğı­nı biz­zat ya­şa­ya­rak biz­le­re öğ­re­ten, Ra­su­lul­lah (s.a.v) var. İs­lam’da iş­te bun­lar da özet­len­mek­te­dir.
 
2- Ra­ma­zan ayı: Bir yı­lın fi­na­li ve öze­ti­dir. Onun için on­bir ayın sul­ta­nı de­nil­mek­te­dir. Hem iba­det ba­kı­mın­dan, hem sevap ba­kı­mın­dan, hem de üm­met ru­hu­nun ge­liş­me­si ve ya­şan­ma­sı ba­kı­mın­dan müs­lü­man­lar, bu ay­da ner­dey­se on­bir aya be­del bir kul­luk ic­ra eder­ler. Zi­ra bu ay­da sa­de­ce bir ge­ce var ki, bin ay­dan ha­yır­lı­dır ve o ge­ce, Ka­dir ge­ce­si­dir.
 
3- Ra­ma­zan ayı: Kur’an ayı­dır. Kur­tu­luş re­çe­te­si olan, ya­ra­da­nın kul­la­rı­na he­di­ye­si ve me­sa­jı olan Kur’an-ı Ke­rim, iş­te bu ay­da in­di­ril­miş­tir. İş­te onun için bu ay, Kur’an’la ba­rış­ma ayı­dır, Kur’an’ı öğ­ren­me ve çok­ca oku­ma ayı­dır, Kur’an et­ra­fın­da bu­luş­ma, bir­leş­me ve bü­tün­leş­me ayı­dır, he­nüz Kur’an­la bu­lu­şa­ma­mış ve ta­nı­şa­ma­mış olan­lar­la bu­luş­tur­ma ve ta­nış­tır­ma ayı­dır. As­lın­da bu gü­nün in­san­la­rı, onu arı­yor fa­kat önün­de o ka­dar en­gel var ki, hep­si­ni aşıp da ara­dı­ğı­nı bul­mak­ta mu­vaf­fak ola­mı­yor. Bel­ki de bir ve­si­le la­zım­dır, ne mut­lu Kur’an da­va­sı­na hiz­met edip ­te in­san­la­rın onun­la ta­nış­ma­sı­na ve­si­le olan­la­ra. İş­te onun için, Kur’an’ı biz­le­re ema­net eden pey­gam­be­ri­miz (s.a.v): “En ha­yır­lı­nız, Kur’an’ı öğ­re­nen ve öğ­re­te­ni­niz­dir’’  bu­yur­muş­lar­dır.
 
4- Ra­ma­zan ayı: Üm­me­tin ayı­dır. Ra­su­lul­lah (s.a.v.) efen­di­miz, böy­le bu­yu­ru­yor. Çün­kü bu ay­da üm­met bir­le­şi­yor, bü­tün­le­şi­yor. Bu ay­da üm­met yar­dım­la­şı­yor, da­ya­nış­ma içe­ri­si­ne gi­ri­yor, İs­lam kar­deş­li­ği ru­hu per­çin­le­şi­yor, üm­me­tin bin­ler­ce kilometre uzak­lar­da­ki par­ça­sı ol­du­ğu hal­de if­tar sof­ra­sın­da sı­cak bir çor­ba bu­la­ma­yan, üs­te­lik ta­biî Afetlerden, kö­tü yö­ne­tim­ler ne­ti­ce­sin­de eko­no­mik sı­kın­tı ya­şa­yan, da­ha da acı ola­nı zu­lüm ve bas­kı al­tın­da fer­yad eden, ve­ya ev­le­ri baş­la­rı­na yı­kı­lan ni­ce in­san­la­rın ha­tır­la­na­rak, mad­dî ve ma­ne­vî ola­rak İs­lam kar­deş­li­ği gö­re­vi­nin ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si­ni ge­rek­ti­ren ay­dır bu ay. Zi­ra Pey­gam­ber efen­di­miz (s.a.v) “Üm­me­ti­min der­diy­le dert­len­me­yen biz­den de­ğil­dir,’’ bu­yur­muş­lar­dır.
 
5- Ra­ma­zan ayı: Oruç ayı­dır. Oruç ise, im­sak vak­tin­den if­tar vak­ti­ne ka­dar aç ve su­suz kal­mak­tan iba­ret bir iba­det de­ğil­dir. Oruç, bü­tün or­gan­lar­la tu­tul­ma­sı ge­re­ken bir iba­det­tir. Aye­ti ke­ri­me­de­ki ‘’ko­ru­na­sı­nız’’ ifa­de­si iş­te bu­nun için­dir. Ya­ni, el­le­rin yan­lış iş yap­mak­tan ko­run­ma­sı, ayak­la­rın yan­lış yer­le­re git­mek­ten ko­run­ma­sı, di­lin gıy­bet, kö­tü söz, boş ke­lâm ve kalp kı­rı­cı ifa­de­ler gi­bi oru­cun ru­hu­na ters dü­şe­cek şey­ler­den ko­run­ma­sı, göz­le­rin ha­ram­dan ko­run­ma­sı ve ku­lak­la­rın da hak ve ha­ki­kat­ler dı­şın­da­ki ses­ler­den ko­run­ma­sıy­la, ya­ni bü­tün or­gan­lar­la tu­tu­lur­sa oruç­tan mak­sat ha­sıl olur.
 
6- Ra­ma­zan ayı: Di­sip­lin ve nef­si ter­bi­ye ayı­dır. Müs­lü­man­la­ra di­sip­lin öğ­re­ten, ne­yi yi­yip ne­yi ye­me­ye­ce­ği­ni, ne za­man yi­yip ne za­man ye­me­ye­ce­ği­ni öğ­re­ten, en öf­ke­li anın­da bi­le ağ­zın­dan so­rum­suz­ca ve ulu or­ta söz­ler söy­le­me­me­ye alış­tı­ran“Al­lah’ım ben oruç­lu­yum’’ de­dir­te­rek nef­si diz­gin­le­ten, ya­ni nef­si ter­bi­ye et­ti­ren ay­dır, Ra­ma­zan ayı. Böy­le­ce oruç­lu müs­lü­man, gü­zel ah­lak ile süs­le­nir, ki­şi­li­ği ge­li­şir, şah­si­ye­ti güç­le­nir ve karakteri gü­zel­le­şir.
 
7- Ra­ma­zan ayı: Mu­ha­se­be ayı­dır. Ra­ma­zan­la bir­lik­te müs­lü­man, bir yıl­lık mu­ha­se­be­si­ni ya­par, ne­re­de yan­lış yap­tım? Ken­di­me, ai­le­me, ço­cuk­la­rı­ma, kom­şu­la­rı­ma ve di­ğer in­san­la­ra kar­şı, iyi bir eş, iyi bir ba­ba, iyi bir kom­şu, bü­tün in­san­lar­la iyi ge­çi­nen bir in­san, ya­ni iyi bir kul, iyi bir müs­lü­man ola­bi­li­yor mu­yum? so­ru­la­rı­nın ce­va­bı­nı ve he­sa­bı­nı göz­den ge­çi­rir, ek­sik­lik­le­ri­ni gi­der­mek için ça­lı­şır.
 
8- Ra­ma­zan ayı sa­bır ayı­dır: Bu ay­da mü’min ki­şi en çe­ki­ci ve nef­se çok tat­lı ge­len ni­met­ler­den sa­kı­nı­yor, ha­ram­lar kar­şı­sın­da sa­bır gös­te­ri­yor, ne ka­dar sı­kın­tı ve so­run ol­sa sab­re­di­yor. Bu da, oru­cun ye­me iç­me gi­bi ni­met­le­re kar­şı oruç­lu ol­ma­nın öte­sin­de bir ma­na ifa­de eder ki iş­te oru­cun ru­hu ve esprisi de bu­dur.
 
9- Ra­ma­zan ayı: Rah­met, be­re­ket ve mağ­fi­ret ayı­dır. Hz. Peygam­be­ri­miz (s.a.v.) Ra­ma­zan ayı­nı ta­rif eder­ler­ken ‘’Ba­şı rah­met­tir, or­ta­sı mağ­fi­ret, so­nu­ da ce­hen­nem ate­şin­den kur­tu­luş­tur,’’ bu­yur­muş­lar­dır.
 
10- Ra­ma­zan ayı: Şey­tan­la­rın bağ­la­nıp, cen­net ka­pı­la­rı­nın açıl­dı­ğı ay­dır. İn­san,dün­ya­da, şey­tan ve ava­ne­le­ri­nin tu­zak­la­rı­na düş­me­yip, dün­ya­da­ki var­lık ne­de­ni olan kul­luk va­zi­fe­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­ri­rir­se onun dün­ya yol­cu­lu­ğu­nun son du­ra­ğı cen­net ve Ce­mâ­lul­lah’ı gör­mek ola­cak­tır. Ra­su­lul­lah (s.a.v.) efen­di­miz bu­yu­ru­yor­lar: “Oruç tu­ta­na iki se­vinç var­dır:1 - İf­tar et­ti­ğin­de. 2-Rab­bi ile bu­luş­tu­ğun­da.”
 
11- Ra­ma­zan ayı: Ze­kat ve fit­re ayı­dır. Müs­lü­man­lar bu ay­da se­va­bın di­ğer ay­lar­da­kin­den kat, kat faz­la ol­du­ğu­nu bil­dik­le­ri için, ze­kat­la­rı­nı bu ay­da ver­me­yi ter­cih ediyor­lar. Amel­ler niyete göredir, Al­lah (c.c.) niyet­lerini ve ter­cih­lerini mübarek ey­lesin. An­cak bir hatır­lat­mayı da bu vesile ile yap­madan edemeyeceğim. O da şudur ki, Al­lah (c.c.) Zekat ibadetini kul­ları arasın­da sos­yal den­geyi sağ­lamak için farz kıl­mış­tır. Rız­kı kul­ları arasın­da tak­sim eden Al­lah (c.c.) kimini fakir kılarak im­tihana tabi tut­muş, kimini de zen­gin kılarak malının zekatını ver­mek­le mükel­lef kılıp, im­tihana tabi tut­muş­tur. Onun için­dir ki, zekatın ruhuna ve gayesine uy­gun olabil­mesi için, ger­çek­ten ona muh­taç olan­lara veril­mesi el­zem­dir. Dün­ya üzerin­de bir lok­ma ek­meğe muh­taç olan o kadar in­san var ki, hat­ta aç­lık­tan ölen in­san­ların had­di hesabı yok­tur. Bunu için­dir ki, yüce Rab­bimize ham­dol­sun, yıllardan beri, el­linin üzerin­de ül­keye zekat, fit­re, kur­ban ve diğer in­sanî yar­dım­ları başarıy­la sür­düren İsviçre İs­lam Top­lumu Mil­lî Zekat-Fit­re Kam­pan­yasına katıl­mak önem­lidir.
 
12- Ramazan ayı bir okul­dur, üniver­sitedir, fakül­tedir, med­resedir. Evet bu ay öy­le bir okul­dur ki, kurucusu biz­zat Al­lah’tır. (c.c.) Hem mad­dî hem de manevî has­talık­lar­dan kur­tul­maları için, Al­lah’ın kul­larına bir ar­mağanı, bir hediyesi ve bir lut­fudur. Onun kıy­metini an­lat­mak için, bün­yesin­de barın­dır­dığı sadece bir gecenin bin ay­dan hayır­lı bir gece ol­duğunu söy­lememiz her­hal­de yeter­li olacak­tır.
Al­lah, nice Ramazan­ları hak­kıy­la id­rak ve ih­ya et­meyi nasib ey­lesin.
October, 2007

Türkiyenin Başarısı Seninle Başlar

Mümin SEKMAN'ın "HERŞEY SENİNLE BAŞLAR" sosyal başarı kitabını okudum. Bu kitapta gerçekten doğru ile yanlış iş anlayışının ve başarıya ulaşmanın yolları çok güzel bir şekilde akıcı olarak verilmiş. Bende birkaç alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Lütfen dikkatle okuyunuz...

Hayatı 'çaresizliklerle' dolu olan bir adamın öyküsüdür !

7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.

8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.

10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulunda ki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.

17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.

24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.

25 yaşında sürgüne gönderildi.

27 yaşında kendisinden 1 yaş büyük meslektaşı kendisininde üyesi bulduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.

30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışıyorken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.

30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.

37 yaşında böbrek hastalığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.

37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.

38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden alındı.

38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde 80 lirası vardı.

38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.

38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun Kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.

39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

Sonra nemi oldu ?

 42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!  

Okuduğunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal ATATÜRK'e aittir. Şimdi düşünün sizin başarılı olmanızı elngelleyen ama Atatürk'ün karşısına çıkmamış bir engel varmı ?

Başarınızın önündeki engel ne ? Paranızmı yok ? Atatürk'ün de yoktu! Sağlığınızmı bozuk ? Atatürk'ün de bozuktu! Çevrenizde sizi çekemeyenlermi var ? Atatürk'ün de vardı! Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadanmı vurdu ? Atatürk'ü de vurdular! Aileniz çok zengin değilmiydi? Atatürk'ünki de değildi! Amirleriniz hakkınızımı yiyor ? Atatürk'ünkini de yemişlerdi! Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip size amirlikmi yapıyor ? Atatürk'ün de başına gelmişti! Geçmişte bazı denemeleriniz başarısızmı oldu ? Atatürk'ün de olmuştu! Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk'ün de başına gelmişti!

Peki Neden Herkez Başarılı Olamıyor ?

İnsanların çoğu başarısız, mutsuz, yaşadığı hayattan memnun değiller ama bu durumu değiştirmeye dönük güçlü bir çaba içerisinde de değiller.

   Bu insanları durduran neydi ?    

Hayatta başarılı olmak istiyormusun ? EVET !

Başarılı olmak için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz ? EVET !

Bunları niçin yapmanız gerektiğini de biliyor musunuz ? EVET !

İsterseniz nasıl yapabileceğinizi biliyor musunuz ? EVET !

Yapmamakla neler kaybettiğinizi biliyor musunuz ? EVET !

Yaparsanız neler kazanacağınızı biliyor musunuz ? EVET !

O HALDE SİZİ DURUDURAN NE ? !!!

Gündelik hayatta karşılaştığımız küçük ya da büyük kişisel sorunlar büyük başarıların önünde engel değildir.

Devamını kitabı satın alarak okuyunuz.

 

The Land of the Sultans - TURKIYE

Dünya Kültürümüz adına yaptığım bu siteyi lütfen mail yoluyla herkeze bildiriniz...